Zamanın yavaşlığında değil hissin yavaşlığında yatıyor bence yaşama hissi. Çok koşuyorum ben, koştukça da hızlanıyorum. Bazen o kadar hızlı oluyorum ki yetişemiyorum, geçiyorum gitmek istediğim yeri. Durmayı unutuyorum, durmak için yavaşlamak gerekiyor çünkü. Geri dönmem gerekiyor sonra ama yediremiyorum kendime de terse koşmayı. Bu yüzden yavaşlamak istiyorum ve bunun öğrenilen bir şey olduğunu düşünüyorum. Ve olayın kendisi gibi yavaş yavaş öğreniliyor. Ben de hala bunu öğrenenlerdenim.
Sanırım bunu başarabilenlere imrendiğim kadar kimseye imrenmiyorum. O kadar içindeler ki zamanın o “an”ın, yarışmaları gerekmiyor dakikalarla, hepsiyle dost gibiler adeta. Bense o zamanı verimli kullanmaya o kadar odaklanıyorum ki, o bir saatte yaptığım şeyin verimliliği o kadar önemli ki benim için, düşmanım yapıyorum zamanı kendime. Oysa ki ben de bıraksam olduğu gibi zaten akıcak şey akmaz mı? Durduramaycağım çok belli değil mi zamanı? Sanırım kontrolümde olmayan en büyük ve en önemli şey zaman.
Dediğim gibi, öğreniyorum.